O zaman dans!


‘Dans insanlığın bilinen en eski ve yaygın iletişim dillerinden biridir.

Dans birleştirir.

Farklı geçmişlere sahip insanları birbirine yaklaştırır.’


Bazı günler neşeyi, bazı günler kederi ifade eder. İnancı, kafa karışıklığını, şüpheyi, acıyı, aşkı kısacası hayatı dansla yaşamak, içinden dansla süzülerek geçmek, hikayemizi dansla anlatmak mümkün. Bu bin yıllardır süren, söze dayalı olmayan dilimizdir.


‘Uygarlıklar henüz oluşmadan öncesinde bile dans, insan yaşamının bir parçasıydı.

Mağara ve mezar resimlerinde, arkeolojik kazılarda bulunan çömlek ve objelerde, dans eden figürlere rastlanır.


Dans hemen hemen her kültürde seremoni ve ritüellerin, eğlence ve şifalanmanın bir parçası olarak karşımıza çıkan, ortak payda diyebileceğimiz doğal dilimizdir.’ diyor Vikipedia.¹


Sosyal iletişim ve dayanışma konusunda da dansın yerini teslim edelim. American Public Library of Science’ın genetik ile ilgili bülteninde yayınlanan araştırmaya göre, günümüzün dansçılarının iyi iletişim kurmaya yarayan 2 spesifik gene sahip olduğu belirtilmiş.

Dans; buzul çağı, kıtlık ve savaş gibi zor zamanlarda dayanışmaya destek olarak evrimimizi etkilemiş. ²


Dans da insanla birlikte evrilir…


Dünya Dans Günü vesilesiyle, dans tarihinden benim ilgimi çeken bazı bilgileri kendi yorumlarımla paylaşmak istiyorum. Başlayalım :)


-

Dans eşitleyicidir.

Eski Yunan’da Dionysos ritüellerinde ekin hasadının en önemli eğlencelerinden biri toplulukla yapılan danslardı. Bu ritüeller, toplumda bir süreliğine sınıfların olmadığı bir andı. Köle de dans ediyordu, yöneten sınıf da…³


-

Dans yaşamın, canlılığın ifadesidir.

Bambaşka bir coğrafyada, ta Hindistan’da varoluşun temelini anlatmak için Tanrı Shiva’nın dans eden tasviri Nataraja sergilenir.

‘Shiva evreni dans ederek, yeniden yaratılması için yıkar.

Bu dans, nazik ama korkusuzca uygulanan bir trans hali olarak tarif edilir. Hindistan’da dans ciddi bir disiplindir. Kişinin ilahi olanla birleşmesi için, spiritüel bir hazırlık gibidir.’ ⁴

Nataraja sembolizmi üniversitede ders olarak okutulacak kadar uzun bir konu ancak hoşuma giden bir küçük bilgiyi yazayım. Shiva’nın üst sağ elinde tuttuğu davulu Damaru, evrenin ritmini ve insanın kalp atışını temsil eder. Ben bunu kalbi atan her şeyin dans etmesi olarak yorumluyorum.


-

Dans ilahi olanın, sözün ötesindekinin ifadesidir.

Erken dönem Hristiyanlıkta kilise içinde dans edildiği biliniyor. Dans eden insanların girdiği trans halinden ve özgürleşmeden oluşan rahatsızlık, dansı yavaş yavaş kilisenin dışına, sokağa itiyor. ⁴


Avrupa’da 16. Yüzyılda gerçekleştiği söylenen meşhur Dans Vebası’nda topluluktan insanlar bir anda dans etmeye başlıyor ve kendilerinden geçerek yaptıkları dansı günlerce, hatta haftalarca sürdürüyor. Sebebi bilinmeyen bu trans halinden düşüp bayılanlar olduğu gibi, ölenler olduğu kaydedilmiştir. Bu hal Avrupa’nın çeşitli şehirlerinde bir dönem görülmeye devam etmiş bazı ressamlara ilham olmuştur.


-

Dans direniştir.

Bambaşka bir yere uzanıp İrlanda civarına bakalım. Druid ve Keltler zamanında folk dans olarak yapıldığı bilinen Irish dance, günümüzde River dance topluluğu sayesinde meşhur olmuş bir dans formu. 12. Yüzyılda uygulandığı haliyle, daire şeklinde, kutlamalar, cenazelerde kadın ve erkeklerin birlikte yaptığı bir dans. Zamanla istila ve göçler sonrası form değiştirerek, çizgiler halinde uygulanmaya ve artık cenazelerde yapılmamaya başlamış.


Kraliçe 1. Elizabeth’in karşısında dans ederken, İrlanda’da açtığı çiftlikler sebebiyle onu protesto etmek için dansçıların ellerini gövdenin yanında sabit tutarak kullandığını okuyoruz. ⁵

Başka teoriler de var. Sadece estetik sebeplerden de dans günümüze böyle ulaşmış olabilir.

Hızlı ve detaylı ayak adımlarıyla yapılan bu dansta Rusya, Sibirya danslarından ilham alındığı söyleniyor. Afrikalı-Amerikalıların müthiş dans formlarından olan, Harlem Tap dance’tan unsurlar da taşıdığını söyleyenler var.


Yani bir bölgede gelişip bu güne gelmiş dans türünün izlerini başka coğrafyalarda ve farklı yüzyıllarda bulmak mümkün. Bana sorarsanız ortak payda insan bedeninin kendini ritimle ifade arzusu.


-

‘Müziğin sesini duyamayanlar, dans edenleri deli sanır.’ diyerek dansın gizli gücünü iyi ifade etmiş Nietzsche.


Dansın toplulukları birleştirme gücünün farkında olan Amerikan hükümeti, 1883 yılında uygulanan Dini suçlar yasası ile Amerikan yerli halklarının dans ve seremonilerini yasaklamış, bir süre uygulandıktan sonra bu yasa 1930’larda iptal edilmiştir. Sun Dance, Ghost dance gibi törensel danslar gizlilik içinde uygulanmaya devam etmiştir.


Dans yasaklanamaz çünkü yaşamla birlikte evrilmeye devam eder.


Afrika’dan çalınan insanlar gemilerde hayatta kalmak için egzersiz olarak dans etmiş. Hem ana vatanlarına ait şeyleri hatırlamak için hem de bir iletişim aracı olarak dansı benimsedikleri yazılıyor. ⁶


Kuzey Amerika kıtasına götürülenler, başka yerlere giden kardeşleri kadar şanslı olmamış. Kültürlerine ait dansları serbestçe uygulamalarına izin verilmediği için, nesillerdir aynı şekilde uygulanan hareketler değişmek zorunda kalmış. Ayağında pranga ile çalışan köleler, acı ve sevinçlerini ifade etmek için dans etmekten vazgeçmek yerine daha çok kalça hareketleri yapmaya yönelmişler.


Kültürel etkileşimler pek çok ritim ile dans türünün oluşmasındaki önemli etkenlerden. Örnek olarak Afro-Küban Caz, Brazilian Samba, Colombian Cumbia daha yenilerden ise Charleston, Rock n Roll, Break dance ve Hip hop ve daha birçok dans türü sayılabilir. Tik Tok ‘ta artık çok daha hızlı olsa da geçmişte farklı yerlerde oluşmuş danslar temelde göçle dünyaya yayılmış.


Los Angeles ‘ın iç kısımlarında suç oranı yüksek, hayat şartlarının çetin olduğu mahallelerden, sert ve keskin hareketleriyle bilinen Krump doğmuş. Nasıl dans ettiklerine bakarak bir topluluğun acılarını ve nasıl bir coğrafyada yaşadığının hikayesini gözlemlemek mümkün. Dans nesiller arasında bedenden bedene aktarılarak iletilen bir hikaye gibi.


-


Konu uzun, ama yazarak değil dans ederek anlaşılıyor :)

Farklı hikayeleri paylaşmaktaki amacım dansın hayatımızda bin yıllardır değişmeyen yerini hatırlatmak.

Pek çok kültürde bebekler, anneleri tarlada çalışırken, onların sırtında ritmik hareket ederek gelişir. İnsan bedeni böyle yürüyerek ve dans ederek fiziksel gelişimini sürüdürür.

Taş devrinde ısınmak için ateş başında dans etmemiz gerektiğini hatırlayalım.

Bazen hayatın içinden dans el etek çektiğinde, durağanlık ve katılaşma hissediyoruz. Oysa hareket etmek hep bizimle olmuş ve pek çok işlevi var.


Çok hoşuma giden bu anektodu hocam Marysia Miernowska anlattı.

Vijnana Bhairava Tantra, Sanskrit dilinde yazılmış en eski metinlerden biri. Radiance Sutra olarak İngilizce’ye çevirilirken, Lorin Roche bazı kelimeleri bir kaç farklı şekilde çeviriyor. Uzun uğraşlar sonucu hangisinin kitapta yer alacağına karar veremeyince eşi her bir çeviri alternatifini dans ederek yorumluyor. Hareketle anlatılanı hissederek, hangi versiyonun olması gerektiğine karar veriyorlar.


Dans ruhun bedenle buluştuğu, hayatın anlamlandığı yerdir demişti biri. Kim olduğunu unuttum.


29 Nisan Dans Gününüz kutlu olsun!


Bugün, modern balenin yaratıcısı kabul edilen Jean George Noverre’nin doğumgünü ve dünyada dansçıların muhteşem çeşitliliği ve yeteneklerini kutlamak için 1982’den beri kutlanıyor.


Nasıl dans ettiğimizden öte, dans edebiliyor olmamız önemli. Buna yürekten inanıyorum ve sizi sevdiğiniz bir parça açıp dans etmeye davet ediyorum.


İçinizde canlı olan ne varsa piste onu getirin.


Hemen şimdi!



Özgecan Tapa Manoğlu hello@ozgecantapa.com



1 https://en.wikipedia.org/wiki/History_of_dance


2 https://www.livescience.com/619-survival-dance-humans-waltzed-ice-age.html


3 Dancing The Pleasure, Power and art of movement / Gerald Jonas


4 https://portlandartmuseum.org/learn/educators/resources/posters/shiva-nataraja/


5 https://www.claddaghdesign.com/history/everything-need-know-irish-dancing/


6 http://revealinghistories.org.uk/legacies-stereotypes-racism-and-the-civil-rights-movement/articles/legacies-of-slavery-dance.html



Kapak Görseli: Pierre Verger

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör