Kucaklaşma


Ezelden beri bildiğim bir şey var sanki

Bir kadınla kucaklaşınca dünyanın en eski tarihinde iki kadının kucaklaşmasına eriyor ruhum..

Bir kadınla kucaklaşınca yaşamın merkeziyiz sanki tam o anda.

Sanki bir taş atılıyor derin bir suya ve o nokta bir çember oluyor büyüyor halka halka ulaşıyor yarınlara da, iki kadın kucaklaşınca.

Ruhum hatırlıyor ruhum biliyor seziyor ait olduğum yeri…

Atalarımı selamlıyor…

Atalarım beni selamlıyor, sırtımı sıvazlıyor…

Ateşin başına çağırıyor…

Gelin de kavuşalım, çember çember içinde bir’liğe ulaşalım…

Yeniden yeniden doğmak ve doğurmak için

Çemberin an’a rahimliği… Nice anlara gebeliği…

Adaçayı ve gül kokusu, biraz kutsal su, biraz neşe tozu…

Aybikem güzel kadın; elleriyle, gözleriyle, sihirli sözleriyle saçının teliyle bu yola adanmış canım kadın..

Fiziken hiç bir araya gelmeyip böylesi bir tanışıklık nasıl olur? Olur, olur bal gibi olur..

Kavuşmalar aşk olur..

Bir kere sarıldık mı geçen anlar meşk olur… Oldu, oldu, oldu şükür…

Ellerimiz, kalçalarımız, dizlerimiz birbirine değdi. Sarıldık kokladık birbirimizi, saçlarımızı sevdik gözlerimizin içinde birbirimizi gördük. Ekran başında değildik!

Yüz yüzeydik… Diz dizeydik… Gerçekten göz gözeydik…

Allah’ım şükür olsun beraber çemberdeydik…

Dün çembere yürüdüm. Öyle evimin bir odasından diğer odasına değil. Yani bilgisayar başına değil.. Baya ayaklarımla koca bir çanta sırtımda, içinde hikayelerimle, insanların arasından geçe geçe kalabalıklara karışarak yaşam çemberimin içinden geçtim de kadınlarla bacılarımla kız kardeşlerimle çemberle kavuşmaya yürüdüm.

Ben dün Aşk’a yürüdüm..

Aşk’la yürüdüm…

Çember ağırlayacaktı bizi… Oraya varmak kolay mı? Hem bilgeydi hem titrekti ruhum ama bize güveniyordum…

Buradaki biz önce Aybike, Harika ve ben ama en önce çember ardından çembere gelecekler, boş minder..

Biz dediğim vallahi bizdi, kalabalık bir bir’di… Bu biz yargısız bir yerdi. Alışık olmadığımız bir çalışma deneyimi. Birlikte yol almak.. Bir sanat sanki…

Olması gereken olurdu, gelmesi gereken gelirdi, duyulması gereken duyulur, söylenmesi gereken söylenirdi.

Allah’ım baş döndürücü, bu nasıl bir teslimiyetti..

Evden çıkmadan çiçekli sularla yıkandım, çembere hazırlandım, beni her halimle kabul ederdi çember ama temiz olmalıydım sanki çiçek kokmalıydım…

Ben ilk defa Aybikeme sarılacaktım… Aybikeme sarılınca sanki o bütün bilge kadınlara sarılacaktım…

Harikamla buluştuk önce İstanbul’un göbeğinde arabaların arasından geçe geçe kavuştuk çiçekli yollara sohbetle, Bir’lik Parkından geçip ağaçlara, çiçeklere selam vere vere vardık mabede..

Mabet diyorum çünkü nerede bir çember açılsa orası kutsal olan bir yer benim için dört duvarın ötesinde…

Ellerimiz kollarımız dolu geldik işte... kavuştuk sanki asıl olan kendimize, çiçeklerle….

Birbirimizi destekleyen öyle bir çekim alanı ki bu.. Harikamın getirdiği sunak örtüsünü Aybikem serdi besmeleyle. Sonra üzerini dokuduk yine birlikte. Büyük çemberi açmadan kendimizi merkezledik önce 3 kadın sunak başında kendimizi ve alanı tütsüledik. Dua ettik. Kadınlar Şifadır’dan rastgele bir sayfa açtı Aybikem ve seslendirdi. Harikamın dilinden dökülen şefkatiyle, sunağa koyduğumuz ata armağanlarımızla her şey ama her şey zaten ezelden beri örülmekteydi sanki…

“Binlerce yıllık bir köprü var, sonsuzluktan, zamanın ve mekanın ötesinden bu ana uzanan ve nazikçe dokunan. Kadınlar var o köprüde, sessizce sıralanmış, avuçları göğe açık, başları hafifçe geriye kaykılmış, huşu içinde.

Bekliyorlar.

İyi ama sonsuzlukta neyi bekliyor olabilirler?

Kızlarının, torunlarının, torunlarının kızlarının, torunlarının torunlarının…şarkısını.

Seçilmemiş sessizliklerin bitmesini..” Kadınlar Şifadır Syf.176

Biz görünürde 3 kadın (ama bilmem kaç kadın) hem ördük çemberden öncesini, hem örüldük bir saç örgüsü gibi ahenkli…

Sonra diğer canlar geldi.. O hiç tanışmadan gelen bildik tanıdıklık hissi…

Yandı mum, çemberin toprağına niyetler ekildi kırmızı bir yumak bizi bağladı…

Hepsi çemberdendi.. sihirdi…

Gerisi gülüşler kaldı, bir bahar kokusu, biraz gözyaşı, biraz neşe tozu ve ağzımıza çalınmış bir deli bal tadı… ah bir de Aybikemin gül cemaline benden ve Harikadan birer gonca izi.. ‘oh!’

“..Kadın gerçek sesini duyarsa, bilirse, tanırsa, artık kendinden vazgeçmez, yaşamın kendinden başkasına boyun eğmez.

Şimdi’nin sesi olur, şefkatin sesi olur, hakikatin sesi olur.

Aşk’ın sesi olur. Yaradan’ın sesi olur.

Ne zaman ki sessizlik tüm sesleri kapsayan ve koruyan bir alan olur, o zaman sonsuzluğa uzanan köprünün üzerindeki kadınlar bir ‘oh’ çeker.” Kadınlar Şifadır, Syf.177

Her çember sonrası bir kere daha hatırlıyorum çember bizi bize hatırlatan yaşamdaki en kıymetli hediye…

Şükürler olsun.

İrem Oğuz Aşa

iremoguzasa@gmail.com 7 Mayıs 2022